Içimde aşık bir yaratık

İçimin odalarından birinde

Kapı açıldı, hissediyorum

Sorumsuzca 

Sorunsuzca

Kahkahalarla 

Ve aşkla 

Kilide giren anahtar sesi

Midemi döndürmeye yetti

Ufacık bir toz zerresi bile kalmadı

Yaşamım tümüyle silkelendi

Sanki-

Dünya yine baş aşağı

Yani- 

Gülüyor somurtkanlar

Ve -because the night

Dinliyor tüm sakinler

Reklamlar

Sordu kadın kocaman gözleriyle.

-Sorun ne?

Adamın tüm olası cevaplarının kombinasyonlarını beyninde bir bir işlemiş olmasına rağmen, aslında beklediği cevap en klişe olanıydı. ‘Hiçbir şey.’ Bu yüzdendir ki adamın ilk cümlelerini kaçırdı. Adam anlatmaya başlamıştı, tane tane en derinine iniyordu cümleleri. Aldığı nefesi ta içine sokup en ucundaki hislerini keşfediyor, sonra paylaşıyordu. Dürüst oluyordu adam..

Kızamıyordu kadın… Çünkü aldığı her nefeste bu dürüstlüğe tutulduğunu tekrarlamıştı kendine onca yıl.. Kızamıyordu kadın.. Kapıya bakıyordu..

Yürek aşağı

İnsanlar Medus.. İnsanlar şaşırtabiliyorlar hala beni, biliyor musun… 

Çocuk ruhumu bırakamadım Medus, hala biri şeker uzattığında koşulsuzca alıyorum.. Hala sevgimi koşulsuzca dağıtıyorum. Filtreleme sistemim gelişmemiş, hak edenle etmeyeni ayırt etmiyorum, edemiyorum.. 

Ben hep koşuyorum Medus, çemberin tam üstünde. Ne içine girebiliyorum, ne dışına çıkabiliyorum. Ben güveniyorum Medus, kimse beni çizginin dışına itmeye çalışacak kadar kötü olamaz diyorum. Ben inanıyorum Medus, gördüklerime, duyduklarıma ve yazılanlara.. Sonra bir gün biri görmediklerimi gösteriyor, yalpalıyorum bir anda koşarken… Dönüyorum peki gördüğüm ne durumda diye bakmak için. Hala gösterebildiğine inanamıyorum Medus.. Görmediklerim değil, buna rağmen görmeye devam ettiklerim itiyor beni.. 

Düşüyorum Medus. Rüyanın içindeymiş gibi, tutunamayacak kadar hızlı ve yürek aşağı düşüyorum…

Mümkün

Şu hayatta her şey mümkün

Uçmak mesela!

Bir itim yeryüzünden

Bir çekim gökyüzünden

Uçabilirsin, mümkün.

Aşk mesela!

Biraz kimya

Biraz dilbilim

Belki biraz da botanik

Aşk’abilirsin, mümkün.

Büyümeyen yandaşlarıma:)

Pek sevdiğim Şeymacım için:

Küçüktüm. Uzaylılara kesinlikle inanıyordum! Kışın karını, baharın yağmurunu, yazın güneşini hatta denizin genzimi yakan tuzunu bile seviyordum! Dünya üstündeki tüm insanların mutlu olabileceğine inanıyordum… Arka apartmanda oturan yakışıklı abiye her yaz yeniden aşık oluyordum! Çünkü sadece yazları görebiliyordum:) ‘Keloğlan’ın saati’ en sevdiğim bitkiydi, şarkıyla dönmeye başladığında gözlerimi kocaman açıyordum, dudaklarım kesinlikle ağzım kadar açılıyordu, iddia ediyorum, öyle kocaman gülüyordum!

Babamla bulutları benzetmece oyununu çok seviyordum, her kız çocuğu gibi annemin ayakkabılarını ve elbise dolabını talan etmekten heyecan duyuyordum!

Kardeşimin her gece acilde dikişlerle son bulan oyunları kalbimi en hızlı attıran durumdu sanıyorum! Yatağına uzanıp da muzurca gülümsediğini gördüğümde huzur buluyordum!

Küçüktüm. Bisiklete binmeyi bilmiyordum! Küçük bir prenses olarak düşüp dizimi kanatmaktan ürküyor, bir yandan da ‘iki elimi de bıraktım, gördün müü!’ diye bağıracağım günün hayalini kuruyordum.

Büyüdüm!

Bisiklete binmeyi hala bilmiyorum:) Ama hala sahilde bisiklet sürmeyi hayal edebiliyorum:) Laf aramızda, düşüp dizimi kanatmaktan hala korkuyorum:)

Bunları neden mi anlatıyorum! Çünkü gözlerine baktığımda ‘denizin yakıcı tuzunu’ bile sevmiş olan insanı keşfettiğim an birbirimize bakıp da ‘muzurca’ gülümsediğimizde ben hala ‘huzur’ buluyorum!

Bunları hala neden mi anlatıyorum?

Gözlerinde ‘çocuğu’

Gözlerinde ‘umudu’

Gözlerinde ‘heyecanı’ gördüğünüz insanları hep sevgiyle besleyin diye…

Sevgilerimle büyümeyen yandaşlarım, en içten öpücüklerimle!!!

Söz

Dokun kelimelerime

Sevgimin söz hali onlar

Bırak sarsınlar seni

İzle danslarını

Bırak içine aksınlar

Sana söz

Kokusunu hissedeceksin

Portakal çiçeklerinin